4 Haziran 2012 Pazartesi

Dünyanın parfüm başkentine hoşgeldiniz

Eğer Güney Fransa'ya kadar geldiyseniz ve Cannes'da da zaman geçirecekseniz o zaman Grasse'ı da rotanıza almanız şart!

Grasse neresi mi? Duymamış olabilirsiniz, çok şaşırtıcı değil. Ben de duymamıştım ama meğer baya önemli bir yeri varmış. Dünya parfüm üretiminin tam yüzde 60'ı burada gerçekleşiyormuş! Yani parfümün başkenti denebilir. Zaten maşallah Fransa'nın her köşesinden bir şeyler pörtlüyor, her yer bir şeyin kökeni ya da en çok bıdıldığı yer falan çıkabiliyor (konyak, şampanya, limuzin, krem şanti vs vs. liste uzun)

Güney Fransa'daki yani tüm şehirler ve kasabalar gibi burada da bir old town kısmı var; evler yine yöreye hakim İtalyan tarzına yakın, sarı kırmızı tonlarında pudra pudra takılıyorlar. Daracık sokaklar ve merdivenler burada da bol bol mevcut. Bu açıdan pek bir farkı yok Nice'ten, Cannes'dan veya Menton gibi daha küçükçelerden. Tabii Grasse'ın Cote d'Azur-Provence bölgesindeki Pronvence kısmında olması, yani deniz kenarında olmayıp içeri tarafta hatta dağlarda olması farklı bir hava veriyor.

Grasse'ta bir meydan

Zaten burada eski şehir kısmı önemli olan nokta değil (her şehre aynı şeyi diyor gibi oldum Cannes'da da festivale bakın şehri sallayın demiştim ama öyle değil, bekleyin :)) Burada önemli olan buranın parfüm özelliği. Bir sürü parfüm fabrikası ve de müzesi var ve burada bir parfüm müzesi turu yapıp, gündelik hayatımızın bir parçası, moda ve lüks ürünlerin bir kanadı olan parfümlerin nasıl yapıldığını yerinde görmek çok ilginç ve hoş.


Gelelim parfüm yapımının inceliklerine

Müze olarak International Parfum Müzesi de var, çeşitli firmaların kendi müzeleri de var. Benim önerim ise Fragonard Müzesi olacak. Bu kasabadan çıkma ünlü ressam Fragonard'dan adını alan bu parfüm markası/fabrikasının müzesi oldukça kapsamlı. En şaşırtıcı olan ise tamamen ücretsiz olması!

3 katlı müzede parfüm ve yapımıyla ilgili her şey var ve hatta her 20-25 dakikada bir yine ücretsiz rehberli turlar da yapılıyor. Burada da parfümün nasıl yapıldığını aşama aşama görüyoruz, öğreniyoruz. Buyrun gezdireyim ben de sizi fotoğraflarla :)

3 Haziran 2012 Pazar

Elle Mayıs ayı Nil Karaibrahimgil çekimleri

Şu Nil Karaibrahimgil'in mini klipleriyle ilgili yazımı yazarken Elle Mayıs ayı için yapılan çekimi keşfettim ve bayıldım, niye paylaşmayayım sizle de? :) Çekimler İtalya'da, Portofino'da yapılmış, fotoğrafları Tamer Yılmaz çekmiş. Fotoğraflara ba-yıl-dım! Portofino da muhteşem bir setting oluşturmuş. Sizce de süper değiller mi? Bu arada tabii Nil Karaibrahimgil'in güzelliği de fotoğrafları ayrıca güzel kılmış :)

favorim!

baya iyi




1 Haziran 2012 Cuma

Nil Karaibrahimgil = Yaratıcılık

Bana göre Türk popunda hatta müzik piyasasında Nil Karaibrahimgil en yaratıcı isim olabilir. Sever misiniz sevmez misiniz bilmem ama zaten şarkıları, gazetedeki köşesindeki yaratıcı dünyasıyla hemen belli oluyor ama bana göre en çarpıcı olan ufak da olsa illa her projesine yaptığı yaratıcı dokunuşlar. Daima yaratıcı bir fikirler mevcut Nil Karaibrahimgil'in işlerinde.

Mesela geçen yaz çıkardığı single'da şarkısına yaptığı 4 farklı versiyonu sade, az şekerli, orta, çok şekerli gibi adlandırıp kafasına da kahve fincanı taktığı albüm kapağıyla bile yaratıcı bi iş koymuştu ortaya. Her işini büyük çaplı da küçük çaplı da olsa bi proje kılıfına sokuveriyor. İlk çıktığı zaman "Nil Dünyası" albümündeki dergi konsepti, ikinci albümü "Nil FM"deki radyo konsepti yapması ve her şarkıyı farklı bir müzik tarzına bürümesi; arabesk, jazz vs çok kreatif bi zekayı gösteriyor bence. Ayrıca pazarlama kafasını! :)

Yeni çıkardığı albümde de boş durmamış tabii ki de. Pazartesi Hürriyet'teki köşesinde yazdığı yazıda yeni projesini duyurdu; albümündeki sekiz şarkısına da mini klipler yapıp her gün birini hayranlarına sunmak!

Önce çok kararsız kalmış çıkış şarkısı için, içine hiçbiri tam sinmemiş. Sonra her bir şarkıdan 1 dk. alıp karma bir klip yapmak istemiş, megamix gibi ama "çok rahatsız edici, doyumsuz ve aptala çeviren bir iş"in ortaya çıktığını düşünüp ondan da vazgeçmiş. Vee her birini ayrı ayrı kliplemeye karar vermiş. Şarkılarından birer dakikalık kesitler yolladığı kişiler yaratıcı mini klipler yaratmışlar, Nil Karaibrahimgil de her gün bunları twitter sayfasından paylaşıyor. İlginç bir fikir olmuş açıkçası :)

31 Mayıs 2012 Perşembe

Cannes hakkında diğer şeyler



Cannes'ın asıl olayı film festivali dedim (buradan okuyadalın henüz okumadıysanız :)) pekiii tarihi kısmı nasıl, Cannes şehir olarak nasıl?


Valla tarihi kısmı -yani eski Cannes- bu kıyıdaki şehirlere çok benziyor. Zaten hepsinde mimaride bi İtalyan havası hakim; sarı-kırmızı-pudra renklerde evler, balkonlar, daracık sokaklar falan filan... Cannes, Güney Fransa'nın tarihi tadını çıkarmanın en iyi yeri değil. Buranın olayı festivali, lüks yaşamı, şatafatı, beach clubları, kumsalları vs vs.


Nasıl gezmeli?

Tren ile geldiyseniz (ki en mantıklı seçim) tren garı tüm Fransız şehirlerinde olduğu gibi burada da şehrin en merkezinde hatta burada baya bi merkezinde. Öyle ki; gardan inin, bir sokak aşağı yürüyün, H&M, Gap vs gibi daha uygun bütçeli veya mass market mağazaların bulunduğu caddeye iniyorsunuz. Bir sokak daha aşağı inince ta-daaa karşınızda film festivalinin de yapıldığı Palais des Congres (Kongre Sarayı)! Hemen sol tarafta lüks butiklerin, high end moda markalarının sıra sıra dizelendiği Boulevard de la Croisette, sağdan yürüyünce de marina ve eski şehir.

Gardan inip doğru yürüyünce Palais des Congres'ye çıkıyorsunuz.

Gezmek için önce sağdan devam edin derim. Marinayı görüp, hatıra fotoları çekinip eski şehre doğru yol alın. Zaten eski şehir kısmı küçücük, hemen dolanıverirsiniz. Orayı dolandıktan sonra da artık rıhtımındaki restaurantlarda şarabınızı mı yudumlarsınız, balığınızı mı yersiniz, bir tatlı yiyip yola devam mı edersiniz orası size kalmış.

Marina

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Merhaba, Cannes Film Festivali'nden bildiriyorum!!




Cannes: Festival turizmi nedirin örneği!

Her yer aşırı kalabalık, aşırı canlı, her milletten gazeteci var insanların çocuğunun boynunda press kartları, her milletten turist var ve de Paris Moda Haftası sırasında millet nasıl aşırı şık ve tarz idiyse, burada da herkes bi ayrı özenli, havalı havalı yürüyor sokaklarda. Her köşe başından bir ünlü çıkabilir havasında -ki çıkıyor da! Ama bunu daha sonra anlatacağım, hem heyecan olsun :)

Öncelikle dediğim gibi herkes aşırı şık! Basınla festivalle alakası olmayan normal gezmeye gelen insanlar bile (ki artık Avrupa'nın mı Fransa'nın mı dünyanın mı bilemeyeceğim ama zengin ve üst kesimden festival nedeniyle Cannes'a gelen çok insan varmış) çok stil, tarz, özenli vs. hatta az sonra galaya girseler, kırmızı halıda salınsalar olur; kimse fark etmez bile.


Cannes da zaten zenginlere oldukça hitap ediyor; mesela deniz kenarındaki uzuuun cadde Boulevard de la Croisette'te zaten sıra sıra en lüks markalar var, ne ararsanız ama! Ben mesela daha önce hiç Vertu mağazası görmemiştim, ilk burada gördüm. D&G, Prada, Cavalli vs vs. yani siz içinizden devamını getirin onlar var zaten orada.
Aynı caddede bir sürü brasserie ve restaurant da var ve en uygun fiyatlısı bile yine de pek uygun kalmıyor. Mesela en uygunlarında bile ana yemekler 20 euro'dan başlıyor. Buradaki kafelerde ünlü isimleri yakalayabilirsiniz ;)


Deniz kenarı kısmına geçerseniz plajın yanında beach clublar var. Mesela meşhur Nikki Beach gibi, yine baya meşhur olan Baoli gibi. Buralarda festival zamanı hep özel partiler olmuş, kapıda güvenlik kuş uçurtmuyordu. Bu mekanlar tam bizim Türkbükü beachleri tarzında ama bir tık daha üstü, baya high society.

Vee geleyim asıl bombalara, hani yazının başında azzzz sonra yapmıştım işte geliyor!! Croisette'te yürürken sıradan bir apartmandan Alec Baldwin çıkıverdi!! Ben anlamadım başta çünkü saçlarını boyatmış ama cidden oydu! Uzun süre eblek eblek algılamak için baktım, adam gülümseyip poz verdi fotoğrafa! "Can we take a photo" diye sormayı da ihmal etmedim tabii ama "Sorry, I am already late for a screening but thank you" dedi ve gitti Alec Baldwin. Valla hiç böyle bir cevap vermesini beklemiyordum haha.

27 Mayıs 2012 Pazar

Eurovision 2012'nin ardından...


Nedense son günlerde twitter'da Türklerin gazlarıyla, ilk 5'e girermişiz gibi bir ümide/hevese kapılmıştım amaaa ne yazık ki şarkı ilk çıktığında da (ne yazık ki haklı çıktım) bu şarkıyla ilk 10 anca olur demiştim. Bir parça gelen gurbetçi oyları da olmasaydı halimiz ne olurdu onu bilemiyorum.

Bu arada ben de yarışmayı buradaki exchange öğrencilerle beraber izledim ve Türkiye'deki "Can Bonomo süper yaa" gazının aksine Can Bonomo'yu da şarkıyı da hiç beğenmediler, biri çocuk şarkısı gibi dedi, biri çocuk çok tuhaf dedi, o sondaki gemi olma koreografisini çok komik buldular hatta yüksek sesle gülen oldu. Gecenin sonunda 7. olmamıza da baya bi şaşırdılar, ben de onların bu kadar şaşırmalarına şaşırdım açıkçası. Demek şarkımız cidden pek de parlak değilmiş?
(Ama hoşuma giden bi nokta oldu, bi Kanadalı çocuk bu arkadaki enstrümanlar Türk enstrümanları mı falan diye sordu, etnik melodileri beğenmiş. Hoş bir detay bu da.)


26 Mayıs 2012 Cumartesi

Yakındaa - Güney Fransa notları :)

Sonunda zaman ayırıp blog'a Erasmus'tan da bi şeyler yazacağım. Önümüzdeki iki hafta boyunca blogu geçen hafta gezdiğim Fransa'nın Provence-Cote d'Azur bölgesine yani genel bilinen haliyle Güney Fransa'ya adıyorum, tefrika takılacağım ;)

Sırasıyla henüz festival de yeni biterken sıcağı sıcağına Cannes ve Cannes Film Festivali, Grasse, St. Paul en Vence, Monaco & Monte Carlo, Menton ve son olarak da Nice. Takipte kalın ;)

Nice

16 Mayıs 2012 Çarşamba

BuBöyleymiş İKİ yaşında! :)


Niihii blogum tam ikinci yılını doldurdu! Zaman zaman boşlasam da, daha aralıklı yazsam da yola tam gaz devam! :)

Yıldönümünde 100.000 tıka ulaşmış olsaydı keşke ama bari bu yılın sonuna kadar yüz bini geçsin, en az 250 de takipçim olsun; bu da blogumun doğumgünü dileği olsun heheh :)