Gece Hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gece Hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2013 Pazar

Beyoğlu'nun yeni gözdesi: Propaganda

Açık açık öneriyorum: eğer gece dışarı çıkacaksanız Propaganda'yı gidin deneyin. Geçtiğimiz günlerde gittim ve de baya beğendim!

Kuruçeşme ve Çeşme'deki El Beso'ların sahibi, Eda Taşpınar'ın amcası Adnan Taşpınar ve yengesi Indhira Taşpınar'ın sahibi olduğu Propaganda, Asmalı'ya gelmeden Flavio ve NarPera'nın bulunduğu sokağın en ucunda, Suriye Pasajı'nın orada.

Bana burayı sevdiren şey içerisinin ambiyansı oldu sanırım. Sanki böyle bi yurtdışındaki bir bardaymışım gibi hissettim. Hani ortam ne çok şık ne de vasat ama böyle tam ortası gibi. Biraz saçma bir yorum olacak ama hiç gitmemiş olsam da New York tarzında bir yere benzettim ben. Hani sanki oradan bir barmışçasına.

13 Şubat 2013 Çarşamba

Karaköy'ün değişimi New York Times'da!

Karaköy'ün değiştiğini; cool kafelerin, sanat galerilerinin, hip barların açıldığını artık duymayan kalmamıştır diyordum kiii cidden kalmamış, bakınız New York Times'da bile çıktı!

karaköy, new york times, karabatak, bej kahve, karaköy lokantası, ops cafe, unter, frenk, nano, tamirci karaköy

Dünyanın en saygın ve önemli gazetelerinden New York Times'ın travel bölümünde İstanbul'da Karaköy'ün değişimine yer vermişler; "From docklands to hipsterville" diye. Cidden de tam bir liman bölgesiydi Karaköy; balıkçılar, motor-iskeleleri, tornacılar, tamirciler, hırdavatçılar, kalabalık, kalabalık, kaos, karmaşa ve yine kalabalık.

Ha yine hala o kalabalık kaos yıkık döküklük ortadan kaybolmuş değil tabii ki. Ve kolay kolay da değişemez. Ama işte son iki yılda oradan buradan, ara sokaklarda tek tük çıkıveren kafe-galeri-bar-hip oteller ile bir değişim olmaya başladı, bir kıpırdanma başladı. Özellikle bu yıl artık en alakasız insanlar bile duyup gitmeye başladı, önümüzdeki yıllarda iyice bir gelişim olacağını düşünüyorum.

10 Şubat 2013 Pazar

Türkiye'ye uluslararası zincir yağmuru!

Son yıllarda Türkiye'ye girmeyen zincir kalmadı diyebiliriz; artık büyük-küçük tüm uluslararası zincirler Türkiye'ye konuşlanıyor gibi bir şey. Mesela Avrupa'da her yerde bulamayacağımız ABD'li Pinkberry, Bath and Body Works gibi zincirlerden, daha lokal takılan Giolitti gibi zincirleri bile bulabiliyoruz. Hatta Yummy Cupcakes gibi ilk kez yabancı bir ülkedeki şubesini Türkiye'yle başlatanlar bile var!

Her geçen gün yeni bir yerin haberi gelirken; bu hafta da Tünel'e açılacak Amerikalı burgerci Shake Shack ve meşhur Jamie Oliver'ın Jamie's Kitchen'ın Zorlu Center'a açılacağının haberleri geldi.

Bakalım yakın zamanlarda yeni ziyaretçilerimiz kimler? BuBöyleymiş sizin için detaylı şekilde inceledi :)

22 Ocak 2013 Salı

Nispetiye hızla "Yeme-İçme Caddesi"ne dönüşürken

Son bir yıl içinde birkaç kez Nispetiye Caddesi'nden geçtiyseniz eğer, kesin anlamışsınızdır bi şeyler olduğunu. Resmen koca cadde dev bir açık hava food court'una dönüştü ve dönüşüyor!

P.F. Chang's Etiler, PF Changs, Etiler, Nispetiye CaddesiHer şey birkaç yıl önce Paul'ün kapanıp sessiz sedasız Ankaralı Big Chefs'e yerini bırakmasıyla oldu. Big Chef's sanki suya atılan ilk taş falan gibiydi. Sonradan bu Cadde'de bir yeme-içme sektörü devrimi yaşandış. Şu anda da o devrimin zirve anı yaşanıyor :D

Mevcut Starbucks, Casita, Big Chefs'e, geçen yıl açılan Sarıhan Gusto, ChinaStix, Kitchenette, Günaydın Steakhouse eklendi. Bu yazdan itibaren de sırasıyla: Nusret Steakhouse, Kahve Diyarı, Cafe Cadde, GQ Bar, P.F. Chang's, Midpoint, Saray Muhallebicisi açıldı/açılıyor. Birkaç ay içinde 7 mekan az buz şey değil!

20 Ekim 2012 Cumartesi

Gece hayatındaki yeni trend yerler

Kasette

Kasette bu aralar çok trending! İstiklal'de Odakule'den Asmalı'ya doğru yürürken sağdaki ara sokaklardan birinde (Korsan Çıkmazı) , önündeki kalabalık ile fark edebilirsiniz hemen. Müzik tarzı deep/progressive house; Berlin'e giden arkadaşlarımın söylediklerine göre müzik tarzı hatta mekan genel olarak çok "Berlin tarzı" imiş. Artı yön olarak artık turist mi yoksa İstanbul'da yaşayanı mı bilmem ama çok yabancı da geliyor. Rahat, kafanıza göre takılmak istiyorsanız doğru adres, bu aralar baya bi popüler. Hem de sokağa yayıldığından dolayı her daim burada sokak partisi havası var! :)

Ablam

Özgür Aras'ın Eelence'nin yerine yine kendi açtığı Ablam. Aslında Eelence'ye göre isim değişikliği ve de birazcık dekorasyon değişikliği dışında (mesela içerisi aynalarla kaplanmış falan) pek bir fark yok. Özgür Aras'ın bu değişiklik kararı çok mantıklı olmuş, çünkü insanlar Eelence'den sıkılmıştı ve eski popülaritesi artık kaybolmuştu. Fakat isim değişikliği ile mekan yeniden canlanmış oldu. Ablam da isim olarak biraz tricky, "Ablam'a gidelim" dediğinizde ilk kez duyan insanlarda bi ebleme anı yaşanabiliyor, bu nedenle de oldukça akılda kalıcı.

8 Ekim 2012 Pazartesi

Yazın ardından

Koca bir yaz geçti bitti, kısa kısa yazdıklarıma-yazamadıklarıma değineyim, yazı flashbackleyip kapatalım :)

Bu yaz yine son yılların trendi Bodrum-Çeşme çekişmesi yaşandı, Çeşme artık iyice arayı açtı "yeni Bodrum" olma yoluna girdi. Bodrum ise bu yaz daha tenhaydı, hareketlilik ise Türkbükü yerine Yalıkavak'taydı.

Tektekçi Çeşme, bu yılın Çeşme "check-in"lerinin olmazsa olmazıydı.

İstanbul'da bu yaz Tektekçi iyice patladı; kendi yerinin karşısını da alıp Tektekçi yaptılar, hatta artık kalabalık o alana sığmaz taşar oldu, herkesler öğrendi, hatta Bebek'te ikinci yer bile açılacakmış.

Bu yaz üniversite gençliği arasında KafePi'nin Curcuna'sı patladı hatta patlamanın da ötesinde bir hal aldı; herkes oraya gitti, herkes kaç yıldır görmediği ilkokul arkadaşlarına kadar herkesi orada gördü. O kadar ki insanlar daha Haziran sonu açılmış mekandan bayma noktasına bile geldiler.


Onun dışında 11:11'in yerine açılan Rehab (eski yazımdakinin aksine) baya bi tuttu, Asmalı masa yasağı sonrası eski tadını yeni yeni yakalamaya başladı, Kaf:f'ın yerine gelen Limoncello yazın "fos"u çıktı, kimseler gitmedi.

20 Temmuz 2012 Cuma

Bu ara herkes Curcuna'da, peki ne bu Curcuna?

Bu aralar sizin çevrenizde nasıl veya dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama benim etrafımda herkes Kafe Pi grubunun yeni mekanı Curcuna'ya akın ediyor. Günlerdir Curcuna check-inlerini görmekten yeter dedim ve geçen hafta soluğu aldım.

curcuna, curcuna kafe pi, curcuna taksim, curcuna beyoğlu, yazlık bar, yazlık mekan, curcuna tepebaşı

Genel olarak konsepti beğendim, yazlık bir ortam olmuş ve insanlar rahat rahat takılıyor. İlk izlenim güzel yani. Kitle de çok genç, İstanbul'un üniversite gençliği, benim gördüğüm genelde 93-86 arası uzanan tayfa. Hatta gittiğim ilk gün ve daha sonraki seferlerde ilkokuldan üniversiteye bir sürü tanıdığımla karşılaştığımı not düşeyim, öyle ki ilk gittiğim akşam sonradan saydım toplam 17 ayrı tanıdığımı/arkadaşımı görmüşüm! Yani baya belirli bir kitle gidiyor gibi.

curcuna, curcuna kafe pi, curcuna taksim, curcuna beyoğlu, curcuna tepebaşı, atlı karınca
Atlı karınca şeklinde bar çok güzel bir fikir olmuş!
Mekanın en büyük özelliği dekorasyonu. Dekorasyonda coşmuşlar! En sevdiklerim ise atlı karınca şeklindeki bar, araba tamponu şeklindeki koltuklar, vosvos DJ kabini, salıncak sandalyeler, masanın altındaki ayağını sokabileceğin su vs vs. Duvarlar ayrı bir "curcuna" halinde zaten. Ama açıkçası...

30 Ocak 2012 Pazartesi

Update: 11:11'e bye-bye


Tepebaşı'ndaki Mithatcan Özer'in 11:11'i bu haftasonu İstanbul'a bye dedi ve kapandı. Gittikçe azalan popülaritesi bunun ana nedeni, oysa ilk açıldığından nasıl da bir buzz yaratmıştı! Herkes 11:11'e gitme peşindeydi, öve öve bitiremiyordu falan.

Mekan öğrendiğime göre Eelence'nin ekibine devredilmiş ve yine Türkçe pop çalan bir  mekan olacakmış, yani Türkçe pop furyası tam gaz devam. Hem de bu mekanın eski deep house ve minimal techno çalan 11:11'in yerine geçecek olması da biraz manidar olmuş, bakalım nasıl bir yer olacak (keşke dekorasyonu aynı bıraksalar ya, bu mekanın içinin değiştirilmesine üzülürüm)

8 Aralık 2011 Perşembe

Karaköy'den haberler


Nisan ayında Karaköy'ün dönüşümü ve hızla popülerleşeceğinden şu yazımda bahsetmiştim. Bu aralar tam gaz haberler geliyor oralardan şurası açılıyor burası açılacak diye. Valla ne diyeyim cidden bana 4-5 yıl önce lisedeyken biri deseydi ki bu köhne yerler aşırı in olacak, sanat dünyasından sosyeteden tipler yavaştan müdavim olacaklar, zeeerreee inanmazdım. Ama işte bakınız, oluyor. Sırada da Sirkeci varmışmış, valla şu an "nasıl yani" desem de inanıyorum olur.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Radara düşenlerden kısa kısa

Sıla'nın "Boş Yere" şarkısını radyoların deliler gibi çalmasıyla geç de olsa keşfettim. Normalde de Sıla şarkılarını pek sevmem, fazla arabesk gelir bana ama bu şarkısını beğendim. Baya hüzünlü olmuş.
Klip de güzel olmuş, çok güzel görüntüler var, mekan da Santorini olunca. Amaaa şarkının hüznüne aksi bir hava var klipte; Sıla hanımkızımız bronz bronz Santorini tepelerinde, sokaklarında endam ediyor. Tamam, gülüp dans etmiyor ve klip güzel olmuş ama yine de pek uymamış bence. Ama şarkıya kesin kulak verin.


Bu aralar diğer favori şarkım da Murat Boz'dan "Geri Dönüş Olsa". Ipod'umdan sürekli dinleyip, "geri dönüş olsaaa kalp sana geri dönmez miii" diye dolanıyorum, şarkının müziğini baya beğendim ki zaten şarkının müziği ve düzenlemesi Erdem Kınay'dan çıkmış, şaşırmamak lazım. Fakat klibe hiç girmiyorum, çok alakasız ve vasat olmuş.


Dün Sarah Jessica Parker'ın "I Don't Know How She Does It" filmini izledim. Eğer eğlenceli, aklınızı dağıtacağınız bir film izliyorsanız, ideal. En azından saçma salak bir film değil. Fakat doğru düzgün bir konusu da yok, sanki dizi bölümü gibi, böyle tanımlayamadığım bi saçmalığı vardı.
Filmde, Sarah Jessica Parker'ın da olmasıyla tabii böyle bi Sex and the City havası aldım. Tabii evli, çocuklu ve corporate kariyerli versiyonu. Bi de Sex and the City'nin ilk sezonunda böyle yan karakterler, sokaktan geçenler kameraya konuşurdu reality-showdaymış gibi; bu filmde de SJP'nin karakteri hakkında öyle yorum falan yapıyordu filmdeki yan karakterler vs, o açıdan da benzettim. Bir de filmdeki Momo karakterini çok sevdim, nedense böyle Momo gibi biraz çatlak, bazen soğuk tipler filmlerdeki dizilerdeki favori karakterlerim oluyor.


Twilight'ın ciddi bir fan kitlesi var Türkiye'de. Geçen hafta 450.000'e yakın bilet satılmış, baya şaşırttı beni. Yani biliyordum Twilight delisi kitleyi ama bir haftada 500.000'lik rakam yakalatacak bir kitle beklemiyordum. Benim ise ilgimi çekmiyor bu seri. Aslında ilk filmi baya beğenmiştim hatta ilk kitabı da almıştım (gerçi yarısında bayıp bırakmıştım) ve -evet itiraf ediyorum- baya merak edip ikinci filme de gitmiştim. Ama ikinci filmde aşşırı baymıştım, bi ara -şu an hayal meyal hatırlıyorum- yok İtalya'ya mı ne gidiyorlardı Edward'ı kurtarmaya, oralarda ruhumu teslim etmek üzereydim. Baktım bu seri gittikçe saçmalıyor, benim de Twilight merakım sona erdi.


Bu arada "Celal Tan ve Ailesi'nin Aşırı Acıklı Hikayesi"nin bir gişe filmi olmadığının ve pek iş yapmayacağının farkındaydım ama yoğun bir promosyon vardı; başrol oyuncuları kanal kanal, program program gezip, bi sürü gazeteye röportaj verince ben belki ilgi çeker diye düşünmüştüm; fakat ilk hafta sonunda box office'te 8. sırada ve sadece 13.000 küsur kişi izlemiş.

 Film, Altın Koza'dan "En İyi Film" dahil birçok ödülle döndü.

Son olarak da, açılalı baya bir zaman geçmiş olsa da, bu hafta Billionaire Club'a gittim. Ve baya beğendim! İçerisinin tasarımını çok başarılı buldum. Cam merdivenlerle aşağı iniyorsunuz, yüksek tavanı nedeniyle oldukça ferah içerisi -ki bu beğenmemde en büyük etken- locaları, oturma yerleri falan da güzel tasarlanmış ve ışık sistemi de baya iyi. Müzik konusunda bir yorum yapamayacağım çünkü gittiğim akşam özel bir parti vardı ve DJ, mekanın DJ'i değildi, ama normalde de güzeldir diye düşünüyorum. Rotanıza alabilirsiniz.

2 Ağustos 2011 Salı

Bodrum Bodrum - 2011 gözlemleri

Alaçatı ve Çeşme fena yükselişte olursa olsun Bodrum hala Bodrumluğunu koruyor, ama yine de bu yaz normale göre biraz daha tenha olduğunu da ne yazık ki belirtmek zorundayım. Öyle eskisi gibi Çarşı'nın içinde yürümekte falan zorlanmıyorsunuz.

Valla Bodrum aynı Bodrum, pek değişen bir şey yok. Fakat yeni in bir yer var! Hayır Türkbükü'nde değil, Bodrum'un içinde!
Marina tarafına doğru Barbeast diye bir yer açılmış, muhteşem. Marina'ya doğru giderken hemen sağda kalıyor, Caffe Piu'nun yanında girişi. Böyle arka tarafta, bahçe/avlu gibi bir yerde bulunuyor. Ortamı, ambiyansı, müzikleri, içkileri her şeyi çok hoş. İçerisi çok Akdenizli veya Ege veya Bodrum, siz nasıl adlandırırsanız; ama güzel. Tabii fiyatlar genele göre bir tık daha yüksek; mesela mojito 30 civarı, biralar 15 TL. Haftanın birkaç günü de Bora Uzer çıkıyor. Tatil planlarınızda Bodrum varsa bence Barbeast'i değerlendirin derim ben ;)

Barbeast

Barbeast

Bunun dışında bir de söylemem gerekiyor ki Marina'nın oradaki Cookshop, patlıyor! Sünger Pizza 2 olmuş sanki, tüm masalar tıklım tıklım; hatta önünde kuyruklar oluşuyor!
Ben şahsen İstanbul'da gidebileceğim bir yere Bodrum'da da gitmeyi tercih etmesem de, bulunduğu tarihi binanın ambiyansı, güzel müzikler ve Cookshop'ın her zamanki güzel yemekleriyle insanların neden tercih ettiğini yadırgamıyorum da.

Cookshop Bodrum

Son olarak da Bodrum'da o camiiye inen cadde üzerinde, otogara doğru bir yerlerde sağda şu an adını anımsayamadığım, "X kahvesi" şeklinde bir yer var. Bodrum'da kahve içebilecek manzarası olan, deniz yanında vs. daha iyi onlarca yer varken tercih etmeyebilirsiniz ama sevimli bir yer. Türk kahvesini oldukça şık bir fincanda, yanında suyu, lokumu ve bir minik çanak badem şekeriyle getiriyorlar. Bir şekilde canınız kahve isterse uğrayabilirsiniz. ;)


Bu arada 3 tane genel gözlemim var Bodrum'da gördüklerimden yola çıkarak, bunları paylaşayım:
  1. Neredeyse tüm kadınların ayağında Birkenstock var. Evet, Türk kadınımız Birkenstock'ları keşfetmiş ve acımasızca sömürmekte.
  2.  Felaket bir iPad trendi var. Geçen yaz plajda 2-3 kişinin elinde görmüştüm iPad ama bu yaz, şöyle söyleyeyim: her 4 Türk aileden en az biri elinde iPad ya bi şeyler okuyor ya oyun oynuyor ya müzik dinliyordu.
  3. Sonuncu da çocuk bakıcılarıyla alakalı. Eskiden Doğu Avrupalı çocuk bakıcıları çok yaygındı ya, şimdi de bu Endonezyalı çocuk bakıcısı olarak değişmiş sanırım. Kaldığımız yerde 3 tane Endonezyalı bakıcı gördüm. Bu da çocuk bakıcıları sektöründe(?) onların daha revaçta olduğunu gösteriyor anlaşılan.
Yaa, tatildeydim ama her alana dair gözlem kaçmıyor benden. :P

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Asmalı bitti demeli miyiz?

Asmalı'da platformların sökülmesi, masaların alınması hem de gündüz vakti turistlerle doluyken hangi gerekçe olursa olsun tam bir rezalet.

Bir daha eski haline döner mi bilemem ama madem sorun yaratıyor, bir düzene oturtulup eski haline döndürülmeli en azından masalar konmalı tekrar. Yurtdışında böyle böyle diye açıklamaya lüzum bile görmüyorum.
Hem son birkaç yıldır hem İstanbullular hem de gelen turistler için hayran kalınası, süper canlı, hareketli, yaşayan, dinamik bir bölge olmuştu. Böylesi dünyada nadir varken yok etmek çok manasız...


Masalar daha müşteriler kalkmadan toparlanmaya başlamış.

Yıkılan platformlar

Geriye kalan, bomboş sokaklar

10 Temmuz 2011 Pazar

İstanbul Bodrum'a taşındı!


Normalde olması gerektiği gibi 80’lere falan kadar İstanbulluların yazlık yerleri (yani sayfiyeleri) yine İstanbul civarındaymış. Yok işte; Adalar, Göztepe-Suadiye hattı, Kumburgaz, Tuzla, sonradan Silivri, Şile falan. Ama artık Bodrum var! Zira gitgide Bodrum, bir holiday spot’tan ziyade tam anlamıyla İstanbul sayfiyesi oldu. Bir bakın etrafınıza, herkes “İstanbul bomboş kaldı.” falan diyor ya çünkü o “herkes” Bodrum’da! Aslında bu yeni bir durum değil tabii ama bu yaz İstanbul mekanları da Bodrum’a akmış durumda. Piyasa olsun, Levendiz Meyhanesi, Suda Kebap olsun hepsi Bodrum’da şube açmış durumda. Malum Cookshop, Casita gibi İstanbul’da bulabileceğimiz başka yerler de zaten çoktandır var. 
Tamam, orada 1-2 ay kalanlar için belki “özlem giderme” açısından tamam ama ben 1-2 haftalığına oraya gidenlerin de bu mekanlara akın etmesini anlayabilmiş değilim. Tatil demek farklı şeyler denemek de demek aynı zamanda, Ege’de kebap değil balık-meze yemek!

Yazının özeti: Bodrum’a bu sezon Piyasa, Levendiz Meyhanesi, Suda Kebap şube açtı.

21 Nisan 2011 Perşembe

Karaköy'ün dönüşümü: Çok yakındaa

Bugün Karaköy'deki Bankalar Caddesi'nde gece kulübü açılacağını duyduktan sonraki ilk tepkim "yok artık" olmuştu. Çünkü ben liseyi 5 yıl boyunca Karaköy'de (Avusturya Lisesi) okudum ve ben okurken -ki bu çok eski bir zaman değil, alt tarafı 2008- oralarda ne öyle hoş cafeler, butikler, butik hoteller hatta hatta gece kulüpleri yoktu. Hoş, hala bunlar tam olarak yok ama yakında hepsi olacak!

Heybetli ve muhteşem binalarıyla Bankalar Caddesi

Galata'nın son birkaç yıldaki dönüşümünden sonra sırada Karaköy var. 2008'de mi 2009'da mı ne yanılmıyorsam Tempo veya TimeOut dergisinde okumuştum işte Tünel'den sonra Şişhane, Galata, Karaköy ve Sirkeci sırayla dönüşecek, yeni hip ve cool semtler olacaklar diye. Ve valla tek tek tutuyor; bakın Şişhane, Galata ihya oldu.

Lisem bu bölgelere de baya yakındı ve inanın o zamanlar bana deselerdi ki Şişhane'de Big Chef's, Miss Pizza gibi yerler açılacak, ben onlara kısaca "hadi oradan" derdim. Hatta Galata ve Kuledibi'nde okul çıkışı yürüdüğümüz sokaklardaki dandik tabelacılar şık butikler ve cafelere dönüşecek deseler yine inanmazdım. Mesela Lastik Pabuç olarak bilinen yer eskiden net hatırlamasam da dandik bi dükkan veya tabelacıydı...

Lokanta Maya

Yani kısaca bu Galata'daki, Şişhane'deki dönüşümün sırası şimdi yavaştan Karaköy'de. Yakın zamanda açılan ve şimdiden oldukça popüler olan Lokanta Maya ve İstinyePark'taki Bej Kahve'nin Karaköy şubesi bu dönüşüme iki minik örnek. Yine Karaköy Lokantası ve Namlı'yı da sayabiliriz bunlara. Bankalar Caddesi'ne açılması muhtemel gece kulübü de pastanın üzerindeki krema olacak yani.

Karaköy Bej

Bu arada 2006 gibi Namlı'nın bulunduğu yerde "Carna" diye bir yer açılmıştı ve o bölgeye göre baya iyiydi, dünya mutfağından yemekler vardı ve lezzetliydi de ama tabii o zaman bölgede potansiyel yoktu ve tutunamayıp kapandı. Herhalde şimdi açılsaydı zarar falan etmezlerdi.

Yazının özü: Karaköy'ü takibe alın, daha sık adını duyacaksınız ;)

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Sortie'ye Emre Ergani dokunuşu


Sortie'nin işletmesini bu yıl Emre Ergani almış ve "Bosphorus by Sortie" olarak 15 Mayıs'ta sezona başladı. Geçen yılki eğreti "Beyoğlu" temasından sonra bakalım bu yıl nasıl olacak? Bu yıl Sortie'deki mekanlar ise; Biber, Blackk, Venge, Cafe de Paris, Fishmekan ve Public.
Beni en çok şaşırtan Public oldu, çünkü Şişhane'deki yeri ile Public'in bana göre farklı bir havası, kategorisi vardı ve Kuruçeşme ile ben kendi kafamda bağdaştıramıyorum. Gerçi insanların Public için, "Kuruçeşme'yi Beyoğlu'na copy-paste" şeklindeki yorumlarını da haklı çıkarmış oldu bu hareket. Bakalım Sortie Public'in Şişhane'dekinden farkı olacak mı?